Aşkta olgunluğa yer yok mudur? Hep küçük bir çocuk mudur aşk, büyümeyen? Hep ürkek, savunmasız hep ilgi ve şefkat bekleyen. Aynı ilgiyi göremeyince, küsüp kabuğuna çekilen.... Ama görürse de çağlayan, çoğalan, dünyanın en mutlu insanı olan... Güçlü olmaya başladığın an aşkın sıfat değiştirmeye başladığı ansa ya? Dur gitme aşk yeni gelmiştin oysa daha... Aşkın birşeylerden korkması normal değil mi? Hiç kaybetmekten, birşeylerin değişmesinden korkmayan aşk gördün mü sen? Hiç aşk kendinden emin olabilir mi?
Kokosh
Mükemmel şöför, zevkli gurme, kıvrak salsacı, üşengeç tenisçi, acar windsurfçü, yorulmak bilmez gezgin, tembel blogger, unutkan fotoğrafçı, meraklı filozof, kontrol manyağı halkla ilişkiler uzmanı, iflah olmaz alışverişkolik, köpek hastası, müzik aşığı, sevgi arsızı, iyi kulaklı kötü sesli şarkıcı, üşengeç ressam, taze yelkenci ve durdurulamaz İstanbul’lunun maceraları...
Salı, Ağustos 09, 2011
Salı, Ocak 04, 2011
My new year resolutions! :)
2011'in ilk gecesinde yatmadan önce ben de herkesin yaptığı gibi bu yılla ilgili kendime sözler verdim. Geçtiğimiz yılın muhasebesini yaptım. Biraz da hayaller ekledim.
Ortaya böyle bir liste çıktı. :)
- Aşık ol!
- Sevmekten vazgeçme!
- Su iç!!!!:)
- Yine hayata karşı çok aç ol!
- Daha çok olamasa da yine çok gez!! :P
- Artık bi köpeğin olsun!
- Her lokmandan zevk al
- İşe geç kalma:)
- Daha erken yat
- Kesinlikle daha çok oku
- Ailemle daha çok zaman
- Daha çok spor!!
- İç huzurunu kaybetme
- Daha çok öğren
- Daha az alışveriş!
- Daha çok birikim!
- Daha sık yazmalıyım
- Daha çok fotoğraf çek
- Yine küçük şeylerden mutlu ol
- Yine şükret!
- Spora yazıl
- Daha az sinirlen
- Daha affedici ol
- Daha sağlıklı beslen
- Dans etmeyi ihmal etme
- Kırıcı olma
- Daha çok tolerans
- Empati!
- Resim yap
- Görüşemediğim arkadaşlarım!
- Daha az ve daha çok özeleştiri
- Yardım et
- Daha az cadı ol!
- Tenise zaman ayır
- Daha kolay bir insan ol
- Stresten uzak dur
- Windsurfü ilerlet!
- Blogunu ihmal etme
Sevgili 2011 hepimizin gönlünden geçenleri gerçekleştirebileceği bir yıl ol! Peki ya sizin gönlünüzden geçenler?
Çarşamba, Kasım 24, 2010
Happily Ever After!
"...Ve sonsuza kadar mutlu
yaşadılar..."
Kim mi? Prens ile prenses tabi ki...
Daha çocukken kandırıldık her masal mutlu sonla bitecek diye... Eğer bilerek büyüseydik güzel masalların sonsuza kadar sürmeyeceğini, daha az acımaz mıydı canımız her seferinde? Daha az kırılmaz mıydık sonlarla yüzleşince? Hayatın gereği der geçerdik belki de...
Peki yalan mıydı gerçek olanlar? Gerçek olamayacak kadar uzaktalar şu an... Flu, silik ve bulanık... Ama hayır, hayatın ta kendisi gibi her güzel şeyin bir miyadı var sadece...
Ne kadar da alışık bir nesiliz sonlara... Güzelliklerin kumdan kaleler gibi
yıkıldığı sonlara...
Bize düşense küreğimizi yeniden elimize almak her seferinde... Yılmadan
tekrar kumdan kaleler yapmak üzere...
Çarşamba, Ekim 27, 2010
After The Party
Okuma tembelliği olan ve bunu bile bile dayanamadığı için aldığı kitapları yatağının başucunda bir kule oluşturan ben, bu aralar 436 sayfalık ingilizce bir romanı çok kısa bir sürede bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum.
Lisa Jewell... Lise yıllarımda kuzenimde kaldığım bir hafta sonu kütüphanesinden bulup aldığım ve elimden bırakamadığım bir kitap olan Ralph's Party'nin yazarı... Şimdi tam 15 yıl sonra kitabın devamını yazmış: After The Party. Kitabı görünce çok eskilere gittim ve hemen satın aldım. İlk kitaptan sonra karakterlerin hayatlarını merak eden varsa, onlara hiç de peri masalı olmadığını söyleyebilirim.
Okuma tembelliğimin en önemli sebebi, çok zor konsantre olmam, dikkatimin hemen dağılması ve gerçek dünyadan kopup kitabın için çok zor girmem... Lisa Jewell, ingilizce olduğu halde bunu çok iyi başarıyor. Benim gibi okuma tembelliği olan kişilere önerim, kendilerine kitap okutturacak yazarı bulduklarında onu kaybetmemeleri... İlle çok entellektüel ya da bir tarih kitabı okumanız gerekmiyor. Yazılmış her kitap okuyucusuna mutlaka birşeyler katıyor.
Salı, Ekim 12, 2010
Kızıl saçlı, mavi gözlü, güzel kadın Türkiye'de! :)
Evet, ondan daha iyi bir müzik zevkine sahip olduğumu iddia etsem de itiraf etmeliyim ki müzik zevkimin erken yaşta gelişmiş olmasını benden 5 yaş büyük olan abime borçluyum! İlkokuldayken eve alınan Blue Jean'ler sayesinde duvarlarımızı yabancı şarkıcılar ve artistlerin posterleri süslerdi. İlkokul defterlerimin üzerindeki çıkartmalarda yer alan yabancı artist ve şarkıcıları yaşıtlarım bilmezken benim havamdan geçilmezdi.
Onu babam da-daha doğrusu-maaile çok sevdiğimiz için arabada sürekli dönen 3 kasetindeki her şarkıyı ezbere bilirdim. Kızıl saçlı, masmavi gözleri olan ve beyaz teniyle duru bir güzelliği olan bu kadına hayrandım. Ama sonra büyüdüm ve o dönemde bütün kızların hayatına giren boybandler yüzünden Belinda Carlisle'ı biraz ihmal ettim. İşte geçen gün "Acaba yaşlandı mı? Ne hale geldi?" düşünceleri arasında google'layınca karşıma çıktı... Şöhret yüzünden yakalandığı uyuşturucu bağımlılığını anlatan bir kitap yazdığını anlatan bir röportajı... Yıllar onu da herkes gibi yaşlandırmış ama hala çok güzel...
Ve dedim ki: "Neden ama neden Türkiye'ye getirmiyorlar? Bir tek ben miyim onu özleyen, merak eden?"
İşte çekim yasası mı dersiniz yoksa birileri mi sesimi duydu bilmiyorum ama tek bildiğim bugun onunden geçtiğim billboardda Belinda Carlisle'ın 6 Kasım'da konser vereceğini görünce çok şaşırdığım ve sevindiğim. Hatta o kadar mutlu oldum ki tembelliği bir kenara bırakıp beni mutlu eden bu minik olayı işte aynı gün bloğuma yazıyorum.
60 ve 70 jenerasyonu "heaven is a place on earth, summer rain, leave a light on, la luna" şarkılarını avaz avaz söylemek için 6 Kasım'da Küçükçiftlik Parkı'nda görüşmek üzere:)
Onu babam da-daha doğrusu-maaile çok sevdiğimiz için arabada sürekli dönen 3 kasetindeki her şarkıyı ezbere bilirdim. Kızıl saçlı, masmavi gözleri olan ve beyaz teniyle duru bir güzelliği olan bu kadına hayrandım. Ama sonra büyüdüm ve o dönemde bütün kızların hayatına giren boybandler yüzünden Belinda Carlisle'ı biraz ihmal ettim. İşte geçen gün "Acaba yaşlandı mı? Ne hale geldi?" düşünceleri arasında google'layınca karşıma çıktı... Şöhret yüzünden yakalandığı uyuşturucu bağımlılığını anlatan bir kitap yazdığını anlatan bir röportajı... Yıllar onu da herkes gibi yaşlandırmış ama hala çok güzel...
Ve dedim ki: "Neden ama neden Türkiye'ye getirmiyorlar? Bir tek ben miyim onu özleyen, merak eden?"
İşte çekim yasası mı dersiniz yoksa birileri mi sesimi duydu bilmiyorum ama tek bildiğim bugun onunden geçtiğim billboardda Belinda Carlisle'ın 6 Kasım'da konser vereceğini görünce çok şaşırdığım ve sevindiğim. Hatta o kadar mutlu oldum ki tembelliği bir kenara bırakıp beni mutlu eden bu minik olayı işte aynı gün bloğuma yazıyorum.
60 ve 70 jenerasyonu "heaven is a place on earth, summer rain, leave a light on, la luna" şarkılarını avaz avaz söylemek için 6 Kasım'da Küçükçiftlik Parkı'nda görüşmek üzere:)
Etiketler:
Belinda Carlisle,
la luna
Pazar, Ekim 10, 2010
Eat, pray, love!
1 sene önce okuduğum ve çok sevdiğim kitabın filminin geldiğini duyunca koşa koşa sinemaya gittim. Julia Roberts'ı çok severim. Javier Bardem'i de, birçok kadının hayalindeki duygusal, düşünceli erkeği oynadığı için bu filmle daha da çok sevdim. :) Filme girerken tek hatırladığım çok aç olduğum ve filmdeki etkileyici yemek sahnelerinde kendimi kaybettiğimdi. Bir akdenizli olarak, keyifle yemek yemeyi çok seven biri olarak ben, çıkışta hemen Mezzaluna Express'e giderek kendimi italyan lezzetlerine bıraktım tabi ki.
Filmle ilgili aldığım yorumlardan bir kaçı kız arkadaşlarım da olmakla beraber insanların filmden sıkıldığı yönündeydi. Bunun özellikle Hindistan sahnelerinin çok uzun tutulduğu için olduğunu düşünüyorum. Bana gelince ben filmi çok beğendim. Ben bir çok insan gibi bir duygusal komedi beklentisi ile filme gitmediğim için hayal kırıklığına uğramadım sanırım. Arkadaşım Derya'ya eşlik etmek için filmi 2. kez izlediğimde bile sıkıldığımı hatırlamıyorum. Filme dair hatırladıklarım; çok sevdiğim bir dil olan italyancanın kulağımda bıraktığı o güzel tınısı, italyan yemekleri, muhteşem Bali ve maneviyat duygusu...
Film otomata bağlamış insanların, kendi kaderlerini seçmeleri gerektiği, memnun olmadıkları bir hayatı yaşamamaları gerektiği mesajını veriyor aslında. Ve herşeyin, içsel huzurumuzda yattığı gerçeğinde saklığı olduğunu...
Filmde kızlar olarak birçoğumuzun ortak sorununa da değiniliyor aslında. Hayatımızda sevdiğimiz insanla beraberken, dengemizi yitiriyoruz. Liz de işte bu yüzden kendisini Felipe iel olan ilişkisine kaptırmak istemiyor. Ta ki , dengeyi kaybetmenin gerekli ve normal birşey lduğunu anlayana dek...
Filmi beraber seyrettiğim kuzenim İrem, "Eda bu film, gerçek dünyaya dön" dese de, hayatta keyif alabileceğimiz şeyleri bulmamız ve hayatın her saniyesini iliklerimize kadar yaşamamız gerektiğini düşünüyorum. Ben zaten hayatı tam da böyle yaşıyorum. Her anının farkına vararak ve her dakikasından zevk almaya çalışarak... Filmin dediği gibi ye, dua et sev! Hayata tam da bunun için gelmedik mi?
Pazar, Eylül 19, 2010
Değişim
Büyük değişikliklerden hep korktum. Aslinda küçüklerden de korktum ya... Güvenli sularda yüzmek istedim hep. Ama işte hayat bazen seni kararların eşiğine getirebiliyor. Hem de hayatını değiştirebilecek büyüklükte kararların... Şimdi iç sesimi dinleme ve sakince karar verme zamanı... Olumlu düşünme ve kapasiteme güvenme zamanı.... Ne mi yapacağım? Artı ve eksileri tartıp, vereceğim kararın benim için en doğru karar olacağına inanacağım... İşte panik halindeyken beni cesaretlendiren link... Bazen bazı şeyleri bilseniz de yine de iyi geliyor...
.: Değişim: "Bu sıralar büyük değişimlerin, önemli kararların hemen kıyısında olan arkadaşıma: '' Değişim korkmamız gereken bir şey değildir. Aslında ho..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


